Makaleler

Omurga Hastalıklarına Genel Bakış

Omurga, vücudumuzun orta hattında yer alan, omur adında halkaya benzer yapıda kemiklerin üst üste dizilmesi ile oluşan uzun kemik yapıdır. Omurga temel olarak insan vücut iskeletinin temel yapısıdır.

Servikal, torakal, lomber, sakral ve koksigeal olmak üzere 5 bölümden oluşur. Her bir omurun halka şeklinde yapısının olması dolayısıyla, üst üste dizilmeleriyle ortada uzun bir kanal oluşur. Bu kanaldan, omurilik denilen ve tüm vücuda yaygın sinir ağı gönderen, merkezi sinir sisteminin, beyinden sonraki en önemli ikinci bölümü geçer. Omurların arasında, herbir omuru birbirine bağlayan, disk denilen yumuşak doku yapıları bulunur. Omurganın etrafında ise ligaman adı verilen ve omurganın yapısının daha sağlam olmasına yardımcı olan bağlar bulunur. Özellikle omurganın arkasında bulunan bağların daha zayıf olması dolayısıyla, bel ve boyun fıtıkları daha çok arkaya doğru oluşur.

Disklerin temel görevi omurgaya binen yükü absorbe etmek ve omurların birbirlerine sürtünmesini engellemektir. Diskte ortaya çıkan dejenerasyon yani diskin yapısında bozulma neticesinde, omurganın darbelere olan dayanıklılığı azalır ve zamanla omurganın hareketiyle diskte, omurganın en zayıf olduğu kısma doğru yer değiştirme ortaya çıkar. Yer değiştirmenin derecesine göre fıtıklar da derecelendirilir.

Omurgada diskler dışında hastalıkların en sık görüldüğü kısım omur kemikleridir. Örneğin enfeksiyonlar kemiklerde en çok omurgayı tutma eğilimindedir. En sık rastlanılan enfeksiyonlardan biri çiğ süt veya pastörize olmamış süt ile yapılan peynirden bulaşan brusella (malta humması, dalgalı humma, vb) adlı bakteriyel enfeksiyondur. Yaygın ağrı, halsizlik ile romatizmal hastalıklarla karışabilse de kan tetkiklerinde bakteriyel enfeksiyon bulgularının (lökosit yüksekliği ile beraber sedimentasyon ve CRP artışı, vb) görülmesi ile ayrım yapılabilir.

Bunun dışında omurganın dört temel bölgesinde belli oranlarda eğrilikler olmaktadır. Omurgaya yandan baktığımızda boyunda ve belde hafif içe doğru girinti mevcut iken, dorsalde hafif miktarda dışa doğru çıkıntı yer almaktadır. Omurgaya önden bakıldığında ise omurların düz bir şekilde üst üste sıralı olarak görünmesi gerekir. Bahsedilen dizilimlerde herhangi bir problem olduğunda omurgada, özellikle ağrı ile karakterize, şekil bozuklukları ortaya çıkmaktadır. En sık görülen şekil bozukluklarından biri skolyozdur. Skolyoz, omurgaya önden bakıldığı zaman omurgada “S” veya “C” şeklinde eğriliklerin oluşması durumudur. Doğumsal veya sonradan kazanılmış ya da edinsel şekillerde olabilir. Genellikle skolyozun yarattığı açısal patolojiye göre tedaviye yön verilir. Genel olarak skolyozun eski haline dönmesi pek mümkün değildir. Ancak korseleme ve egzersiz ile skolyozun ilerlemesi bazı olgularda durdurulabilir veya geciktirilebilir. Kifoz ise halk arasında kamburluk olarak adlandırılan sırt yani torakal bölgedeki dışa doğru çıkıntının normalden fazla olması durumudur. Yine skolyoz gibi doğuştan veya edinsel olabilir. Takibi ve tedavisi skolyoz ile benzerdir.

Omurgada bir diğer sık rastlanılan problem, omurlardaki kırıklardır. Omurdaki kırığın diğer vücut bölgelerindeki kemik kırıklarından farkı, özellikle yaşlı hastalarda kemik erimesine bağlı olan olgularda sinsi seyretmesi ve klinik muayene yapılmadığı takdirde tanıda gecikme olabilmesidir. Travmaya bağlı kırıklarda, travma sonrasında röntgen incelemelerinin yapılması dolayısıyla, tanısal atlama nadiren ortaya çıkarken, kemik erimesine bağlı olan kırıklar röntgen veya MR istenmediği takdirde gözden kaçabilir. Kemik erimesi çoğunlukla yaşlı hastalarda ortaya çıkar ve yaşlı hastaların büyük kısmında omurgada dejenerasyon yani kireçlenme de ortaya çıkabildiğinden, kireçlenmeye bağlı ağrılar kemik erimesine bağlı kırıklarla kolaylıkla karışabilir. Ayrıntılı anamnez ve muayene bu tarz kırıkların tespitinde anahtar rol oynar. Bununla beraber özellikle doğum sonrası dönemde ve bazı sistemik hastalıklarda da (hipertiroidi, vb) kemik erimesi ve omurgada nadir de olsa kırıklar gelişebileceği akılda tutulmalıdır.

Omurganın hemen hemen tamamında sıklıkla ve yaygın görülen bir diğer problem de kireçlenmedir. Kireçlenme omurun özellikle üst ve alt sınırlarında ortaya çıkabileceği gibi omurları birbirine bağlayan küçük eklemlerde de (faset eklem) görülebilir. Kireçlenme sonucu ortaya çıkan ve osteofit denilen küçük kemik çıkıntıları, omurganın hareketlerini sınırladığı gibi, omurların arasından geçen sinirlere bası yaparak ağrı-uyuşma gibi belirtilere neden olabilir.

Omurları birbirine bağlayan ince kemik yapılarda çatlakların olması duurmunda ise omurların birbiri üzerinde kayması söz konusu olabilir. Bu durumu spondilolistezis denir. Omurganın kaymasında yapılan derecelendirmeyle tedaviye yön verilir. İleri olan kayma olgularında genellikle ameliyat tercih edilirken, erken evrelerde korseleme, ilaç tedavisi, tedavi edici egzersizler ve fizik tedavi yöntemleri gibi seçeneklerle hastalardaki semptomlar azaltılabilir.

Omurga, iyi kanlanması dolayısıyla, uzak organ kanserlerinden sıklıkla kanser hücrelerinin bu alana yayılmasına (metastaz) maruz kalabilir. En sık karşılaşılan uzak organ metastazları meme, prostat, akciğer ve larinks kanseridir. Ancak bunlar dışında böbrek, karaciğer gibi organlardan da metastaz görülebilir.

Omurga hastalıklarının tedavisi her hastaya özgü olmalıdır. Ayrıntılı anamnez ve fizik muayene ile hastadaki sorunlar belirlenir ve bu sorunların herbirine yönelik tedavi ayrı ayrı düzenlenir. Tedavide esas başlangıç noktası hastanın ağrısının hızlıca azaltılmasıdır. Buna ek olarak gereken durumlarda (fıtıklar, kırıklar, metastaz, vb) korseleme ile hastanın omurga dinamiği kontrol altına alınmalıdır. Tedavi edici ve güçlendirme egzersizleri tedavinin farklı basamaklarında uygulanır. Örneğin hasta ağrılı dönemdeyse hastayı rahatlatan egzersizler önerilirken, ağrının azaldığı ve iyileşmenin başladığı dönemde, ağrı sınırında olmak koşulu ile, güçlendirme egzersizlerine geçilmelidir. Medikal tedavide kullanılan ilaçların büyük kısmı sadece ağrı kesici değil, tedavi amacıyla da verilir. Dolayısıyla hastalar, ilaç tedavisini aksatılmaması açısından mutlaka bilinçlendirilmelidir. Çoğu zaman hastalar, reçete edilen ilaçların sadece ağrı kesici olduğunu düşünüp, tedaviyi aksatmaktadırlar bu durum hastaların genel tedavisinin tamamlanma süresinin uzamasına neden olur. Fizik tedavi amacıyla kullanılan cihazların, ağrının azaltılması ve dokuların ısınması yanında hastalığın tedavisine de katkıları bulunmaktadır. Örneğin ultrason cihazı genel olarak derin dokuları ısıtıp kan akışını hızlandırması yanında, hastalıklı bölgeden iltihap dokusunun temizlenmesine de katkıda bukunur. Manyetik alan tedavisinin de hücresel geçirgenlik üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır ve bu yolla ultrason ile benzer şekilde omurgadaki iltihabi alanın tedavisine katkıda bulunur.

Tüm hastalıklarda olduğu gibi aslında hastalık yoktur, hasta vardır ve her hasta mutlaka yukarıda bahsedilen çoklu yaklaşımlı tedavi prensipleri ile değerlendirilmelidir.

Doç. Dr. Bahar Dernek
Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı

Makaleler ile İlgili Daha Fazla Bilgi Alın

Lütfen sitede yer alan yazıların ve görsellerin bilgilendirme amaçlı olduğunu unutmayınız. Hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi, tanı ve teşhis koyması yerine geçmez.

Randevu Alın!

Aşağıda yer alan iletişim bilgileri ile bana ulaşabilir ve randevu alabilirsiniz!

Adres

İSTANBUL FİZİK TEDAVİ REHABİLİTASYON EAH
Kocasinan Merkez Mahallesi, Karadeniz Caddesi No:48, 34186 Bahçelievler/İstanbul

Telefon Numarası


0 212 496 50 00

E-mail

bahardernek@gmail.com